AFRODİT KÜLTÜ VE TEMSİLİ

Buradanara Paylaşımları

Doç. Dr. Sevcan YILDIZ

Akdeniz Üniversitesi, Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu, Çallı, Antalya.

ORCID: 0000-0003-2066-1941

Aphrodite Pompeii Freskosu
Aphrodite Pompeii Freskosu


ÖZET

Ana Tanrıça ve Kybele sözcüklerinin ilk akla getirdiği yer, kadının ve anaerkil aile toplumunun kaynağı Anadolu’dur. Çatalhöyük ve Hacılarda yapılan kazılar Ana Tanrıça figürünün İ.Ö. 6500-700 yıllarından beri olduğunu göstermektedir. Ana Tanrıçaya tapınmanın özünü ana tanrıçayla birleşebilmek oluşturmaktadır.

Anadolu’da baba tanrıdan çok önce Ana Tanrıçaya tapınılmaktaydı. Bu inanç Yunanistan’a dolayısıyla Avrupa’ya yayılmıştır. Uzak Doğuda Budizm de Nirvana şeklinde bu dinin özgün karakterlerinden birisini oluşturan bu durum Anadolu’dan doğu ve batı dünyasına yayılmıştır. Kybele bilinen ilk ana tanrıçadır ardından amazonlar, Artemis ve Afrodit gelmektedir. Zeus ile Okeanos’un kızı Dione’nin kızı olan Afrodit ölümlülerin bile saldırmaktan çekinmediği yumuşak, narin bir varlıktır. Afrodit de Artemis gibi ana tanrıça kökenlidir. Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçası olan Afrodit’ten Hesiodos, Thegonia’da bu tanrıçanın denizin köpüklü dalgalarından doğduğunu anlatmaktadır. Bastığı yerlerden güzel kokulu çiçekler biten bu kız denizlerde ne kadar güzel peri kızı varsa hepsinden hatta Olympos’taki tanrıçalardan bile güzeldir. Kuşlardan güvercin ve serçe, çiçeklerden gül ve mersin tanrıçaya adanmıştır. Çalışma kapsamında ana tanrıça Afrodit kültü anlatılmıştır. Mitoloji kapsamında tanrıçanın hayat hikayesi, simgeleri ve efsanelerine yer verilmiştir.


GİRİŞ

Ana Tanrıça kavramı tarihin bilinemeyecek kadar eski ve karanlık dönemlerine kadar uzanmaktadır. Ana Tanrıça tüm yaratılanların, bu arada tüm tanrıların da anasıdır (Bayladı,1996: 124). Anaerkil toplumlarda Ulu Tanrıça ya da Ana Tanrıça, Doğa Anaya hayat veren en üstün olan tanrıdır. O tüm insan hayatının ve tüm yiyeceklerin kaynağıdır. Sürekli olabilmek için, toplumlar çocuk yapmak ve yiyecek üretmek zorundadırlar.

Ulu Tanrıçanın nimetlerine ne denli bağımlı olduklarını bilmekte ve bu nimetlere kavuşabilmek için düzenli olarak ona ibadet etmektelerdi (Rosenberg,1998: 19). Tanrıça doğayı bütün canlılığı, verimliliği ile simgeleyen evrensel bir nitelik taşımanın yanında her türlü uygarlığın da etkeni olarak Anadolu’da doğmuştur.

Anadolu’nun Ana Tanrıçasından da diğer tanrı ve tanrıçalar var olmuştur (Anonim,1992: 15).

Dünya üzerinde kadının üstünlüğünü ve önceliğini vurgulayan ilk Ana Tanrıça kavramı Anadolu’da gelişmiştir. Dünya ölçeğinde bakıldığında ataerkilliğin yaşandığı çağlarda Anadolu dışında kadının pek etkisi  görülmemektedir (Değirmencioğlu,1999:2).

Kybele, Frig Bereket tanrıçası olup ilk ana tanrıçadır. Hititin Kubabasıdır. Kutsal hayvanı aslandır

(Anonim,1992: 213). Kybele’nin kişiliğinde kendi fikirlerini ortaya koyan insanlar için tanrılar onların şahıslandırılmış arzularıydı. Bu arzular ise açlıktan ölmemek, toprağın verimli olması, savaşçı yetiştirilmesi vb. Bu yüzden de Kybele bir yeryüzü tanrıçasıydı. Eski insanlarca toprağın verimi, bitkilerin yetiştirilmesi fenni bir olay sayılmazdı. Toprağın verimsizliği, kazılmasına ya da gübrelenmemesine bağlı değildi. Nedeni tanrılara karşı işlenen günahlar, yapılan hatalardı. Belki de sığınacak birisini arıyordu insanoğlu (Kabaağaçlı,1979: 72). Kybele tarih boyunca tanrılar soyunun bir başlangıcı olmuştur. Tanrılar dizisinin doruğunda Uranüs, Koros, Hyperyon, Jopetus bulunmaktaydı. Kadın tanrılar ise There, Rhee, Themis, Mnemoiyne, Phoibe, Tethys idi. Adlarından da anlaşıldığı gibi Anadolu topraklarından çıkmış ve gelişmiş bütün bu tanrılar ve tanrıçalar, on iki tanrı soyundan türemiştir. Sonra da Olimpos dağı sakinleri gelmiştir;

Zeus (Jüpiter), Hera (Juno), Palles Athena (Mihevre), Apollon, ;Tertemis (Diana), Ares (Mars), Aphrodite (Venüs), Hermes (Merkumroy), Hebhoistos (Vulcanus), Hestia (Veste), Jonus ve Quirunus idi bunlar

(Seeman,1995: 13-89).

Kybele ve Artemis gibi Afrodit de ana tanrıçadır. Fenike kültüründeki Afrodit, Fenike Ctyra ticareti yoluyla Kıbrıs’a kadar gitmiş, oradan da Sicilya’ya kadar yayılmıştır

Tüm Asyalı tanrıçalar gibi Afrodit’in de kökeni açık olarak tüm insan, hayvan ve bitkilerin kısacası tüm doğanın bereket tanrıçasıdır. Daha sonra aşk tanrıçası haline gelmiştir. Afrodit, Ourania (Uranya) ve Selestial (bakire) Afrodit saf ve ideal aşkın tanrıçasıdır. Afrodit Genetrix ya da Nife evlilikleri korumak, evlenmeyen kızların ve dulların koca bulabilmek için dua ettikleri bir tanrıçadır. Genel olarak bilinen Afrodit ise Afrodit Pandemos ya da Afrodit Porne; şehvet ve satın alınır aşkın tanrıçasıdır. Daha sonraları efsanelerin etkisi altında Afrodit deniz tanrıçası haline gelmiştir

2. Afrodit’in Doğuşu

Aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’in (Venüs) doğuşu hakkında Hesiodos ve Homeros olmak üzere iki kaynak bulunmaktadır. Hesiodos Theogonia da bu tanrıçanın denizin köpüklü dalgalarından doğduğunu anlatmaktadır. Uranos, Gaia’dan doğan çocuklarını doğar doğmaz toprağın bağrına attığı için Toprak Ana şişmekte ve şiddetli sancılarla kıvranmaktadır. Gaia, bu nedenle son oğlu Kronos’a tırpan verip babası Uranos’un hayalarını kesmesini istemiştir. Uranos bir gece yine şehvet ve arzuyla Gaia’nın üzerine gelirken tırpanla birlikte pusuya yatmış olan Kronos babası Uranos’un hayalarını kesmiş ve Pontos’a yani denize atmıştır. Hayaları kesilen Uranos büyük bir acıyla gökyüzüne çıkmış ve bir daha inmemek üzere orada kalmıştır.

Denize atılan Uranos’un hayaları dalgalar arasından geçerek yüzeye köpükler saçarak çıkar. Hayalardan çıkan köpük denizin köpüğüne karışmış ve bu karışma soncunda muhteşem bir varlık doğmuştur. Bu varlık aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’tir. Afrodit bir süre denizin üzerinde sedef deniz kabuğu ile yol aldıktan sonra Kıbrıs adasına çıkmıştır. Kıbrıs kıyılarında birden bu sedef deniz kabuğu açılmış ve içinden Afrodit çıkmıştır.

Afrodit kumda yürümeye başlamış o yürüdükçe bastığı yerlerde en güzel en kokulu çiçekler çıkmıştır

(Vernant, 2001: 20-25).

Hesiodos’un Theogonia’sında orjinali şöyle anlatılmaktadır;

Ak çeliğin kestiği hayalara gelince,
Dalgalı denize atar atmaz onları,
Gittiler engine doğru uzun zaman.
Ak köprüler çıkıyordu tanrısal uzuvdan,
Bir kız türeyiverdi, bu ak köpükten,
Önce kutsal Kythera’ya uğradı bu kız,
Oradan da denizle çevrili Kıbrıs’a gitti.
Orada karaya çıktı bu güzeller güzeli tanrıça,
Yürüdükçe yeşil çimenler fışkırıyordu
Narin ayaklarının bastığı yerden.
Aphrodite dediler ona tanrılar ve insanlar
Bir köpükten doğduğu için (Erhat, 1989: 45).

Bastığı yerlerden güzel kokulu çiçekler biten bu kız denizlerde ne kadar güzel peri kızı varsa hepsinden hatta Olympos’taki tanrıçalardan bile güzeldir. Beraberinde oğlu Eros ve aşkın inanılmaz esiri Kahkaha’lar, Himeroslar (arzu tanrıçaları) bulunmaktadır (Can, 1994: 93). Zaman tanrıçaları olan Horalar onu karşılamış güzel vücudundan akan tuzlu deniz sularını kurulamış, kumral saçlarını örüp, şık elbiselerle onu süsleyip bir de başına altın bir taç koymuşlardır, kulaklarına kıymetli taşlardan küpeler takmışlardır. Ayrıca fildişi gibi beyaz olan boynuna ve göğsünün üstüne kıvılcımlar saçan kolyeler bağlamışlardır. Süslenmesi bitince iyi kalpli Horalar beyaz iki güvercinin çektiği bir şar getirmiş, Afrodit’i bu şara bindirip ölümsüzler diyarına götürmüşlerdir. Homeros’un İliada’sına göre Afrodit, Zeus ile Okeanos’un kızı Dione’nin kızıdır. Afrodit ölümlülerin bile saldırmaktan çekinmediği yumuşak, narin bir varlıktır. Bazı şiirlerde, erkekler üzerinde yıkıcı gücü olan kinci, kötü bir tanrıça olarak anlatıldığı da olmuştur (Hamilton, 1997: 19).

Afrodit yeri geldiği zaman savaşmıştır da. . Örneğin; İliada’da yiğit Diomedes ile çarpışıp yaralanan Afrodit’i annesi Dione kollarına alıp sevmiş, okşamış ve bileğinden akan özü silerek yarasını iyileştirmiştir. Dert yanan kızını avutan Zeus;

Böyle dedi o, gülümsedi insanların, tanrıların babası,
Çağırdı yanına altın Afrodit’i dedi ki:

Cenk işleri sana vergi değil yavrum,
Sen evliliğin gönül açan işlerine ver kendini

Çevik Ares ile Athena uğraşacak savaşla (Erhat, 1972: 52).

3. Afrodit’in Kişiliği

Homeros bu tanrıçayı altın Afrodit olarak nitelemektedir. Şairler onu daha başka sıfatlarla da nitelemişlerdir.

Bu güzeller güzeli tanrıça hep gülümser, işveli, cilveli ve gönül alıcıdır. Bunun sırrını Homeros tanrıçanın ak köpüklerden olma bedeninde taşıdığı bir memelikte görmektedir. Zeus’un aklını çelmeyi kafasına koyan Hera bu memeliği günün birinde Afrodit’ten istemiş ve şöyle seslenmiştir

Sende şu sevgi şu alım var ya
Yani şu ölümsüzleri, ölümlüleri alt ettiğin,
İşte onları bana ver bu günlük



Çözdü göğsünden nakışlı memeliğini,
Alacalı bulacalı bir kurdeleydi bu,
Alımlı ne varsa hepsi onun içindeydi,
Sevgi onun içindeydi, istek onun içindeydi,
Cilveleşme, şakalaşma onun içindeydi,
En akıllı insanı ayartan aşk onun içindeydi.

Sevgiyi, sevişmeyi simgeleyen bu tanrıça bu büyüyü kendi kendine değil, çevresini saran başka tanrısal varlıkların aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Eros bazı efsanelere göre onun oğludur fakat Theogonia’da Eros Afrodit’ten çok önce doğmuş bir güçtür, Afrodit’in alayına sonradan katılmıştır. Güzelliği, zerafeti, bereketi simgeleyen Kharitler, Horalar ve düğün alaylarının başında giden Hymenaios’da Afrodit’in çevresindeki tanrılardır. Ne var ki aşk tanrıçasının kişiliği çelişkili ve belirsiz olarak canlandırılmaktadır. Savaş tanrısı Ares ile birleşmesinden, Phobos (bozgun) ve Deimos (korku), bir de Harmonia doğmuştur. Ahenk, uyum anlamına gelen Harmonia’nın yanı başında korku ve bozgun Afrodit’in kişiliğindeki olumlu ve olumsuz yanları ve çelişkileri simgelemektedir (Erhat, 1989: 46).

Kişiliği ile tanrılar arasında önemli bir yer tutan efsane sayısı çok yoktur. Afrodit topal tanrı Hephaistos ile evlendirilmiştir. Afrodit kocası Hephaistos’a sadık kalmamıştır. Ozanlar da onun çirkin kocasını aldatmasını abartarak anlatmaktadırlar. Aşk ve bereket tanrıçası Afrodit kimi zaman evlilikleri yönetirdi. Fahişeler Afrodit’i kendi koruyucuları olarak görürlerdi. Genelde halk arasında onun ağırbaşlı, ciddi hatta sert bir tanrıça olduğuna inanılırdı (Anonim, 1986: 193). Hera, Athena ve Afrodit daima güzellik konusunda yarışırlardı. Hera ve Athena da güzeldi fakat Hera’nın yüksek güzelliği saygıyı, Athena’nın ağır güzelliği tutkuyu hapsetmesine rağmen Afrodit’in baştan çıkartıcı bir ışığı bulunmaktaydı. Vücudunun kusursuzluğu ve karakterinin saflığına çekici ve keşfedilmemiş bir nezaket eklenmişti. Güzel yüzünde her zaman cana yakın bir gülüş bulunmaktaydı. Bu yüzden diğerlerinden farklıydı.

4. Afrodit Kültü ve Temsili

Afrodit kültünün en merkezi yerleri Kıbrıs’taki Paphos ve Amathus ile bir Milos kolonisi olan Kythera adasındadır. Kythera’da Afrodit kültü büyük bir olasılıkla tarih öncesinde ortaya çıkmıştır. Yunanistan’da ise en büyük tapınma merkezi Korinthos’tur. Eros, Krahitler ve Horalar ile olan yakın ilişkisi, Afrodit’in bereketi arttırıcı rolünü vurgulamaktadır. Ayrıca birçok yerde dünyadaki yaratıcı öğeyi simgeleyen Genetrix olarak da saygı görmüştür (Anonim, 1986

Kıbrıs’taki tapınaklarından başka en meşhur tapınaklar Karia’daki Knidos tapınağı ve Kos adasındaki tapınağıdır. Sicilya’da Erix dağında da kutsanmış bir tapınağı bulunmaktadır. Atina’daki Afrodit tapınağında, tanrıça erkek bir keçiye oturmuş olarak tasvir edilmiştir (Anonim, 1983: 28). Afrodit çizimleri ve heykelleri (reprezantasyonu), ortaya çıktığı yerlerdeki karakterine göre değişmektedir. Sikon’da sarmaşıklarla süslenmiş ve taçlandırılmış bir anıtı bulunmaktadır. Bu anıtta Afrodit Genetrix ya da Uranyanın asalet ve alçak gönüllü karakteri tasvir edilmiştir. Duygusallığı ise sonradan yansıtılmıştır. Heykeltıraşların esas modelleri kartezonlardır. Yunan sanatının erken dönemlerinde Afrodit ya doğulu çıplak tanrıça tipinde ya da öbür
tanrıçalar gibi ayakta ya da otururken betimlenmiştir. Tanrıça ilk kez M.Ö. 5 yy yunan heykelcileri elinde kişilik kazanmıştır. Tüm Afrodit heykellerinin belki de en önemlisi Praksiteles tarafından Datça yarım adasındaki Knidoslular için yapılmıştır. Bu heykel daha sonra Milos Venüs’ü gibi Hellenistik dönem başyapıtlarına model olmuştur (Anonim, 1986:193).

Hesiodos’un Afrodit’in doğumuyla ilgili çoğu efsanesi Afrodit Aredimon’una ilham vermiştir. Örneğin kutsal Afrodit, sudan yükselen Afrodit gibi… Bunlardan farklı olarak bir başka Afrodit de savaşçı olarak temsil edilen miğferli ve silahlı olanıdır. Bu tip heykeller genellikle Sporto’da görülmektedir. Burada Afrodit, Babil’in savaşçı İştarının yansıması şeklindedir. Afrodit’in simgeleri nar, mersin, haşhaş, elma, gül, teke, koç, erkek tavşan, güvercin ve yunustur (Anonim, 1986: 193).

Dalgaların köpüğünden çıkmış olan Afrodit; genellikle bir kaplumbağa ya da deniz hayvanlarının birinin kabuğunun üzerine basmış olarak sudan çıkmış tabii haliyle gösterilmektedir. Parlak ve beyaz yüzünün sonsuz bir letafeti bulunmakta, nemli büyük gözlerinde çekici bir tatlı şefkat parlamaktaydı. Başının üzerinde parlak ve yüksek bir taç ışık saçmaktaydı. Giydirilmiş olarak tasvir edildiği zaman onun üzerinde en güzel elbiseler bulunmaktaydı. Bilezikleri, küpeleri, çeşit çeşit kolyeler, kenarları işlenmiş nadide bir kemer, onun süsünü tamamlardı. Aşklar ve çiçekler Tanrıçanın etrafında, zaman perileri olan Hora’lar, onun aynasını taşırlar; cazibesini sağlayan, onu herkese güzel göstermesini bilen, letafet perileri Kharites’ler ona dikkat ederlerdi. Tatlı Himeros’lar, çekici şefkatler, mutluluk ve zafer perileri onun yanı başında yürürlerdi. Artemis ve Hera gibi Afrodit; kuğu ya da güvercinlerin uçurduğu Şar’a binerdi (Can, 1994: 106).

Knidostaki Afrodit yontusu; Dorlar, Ege Adalarına ve Anadolu’ya geçtikten sonra, buralarda büyük kentler kurmuşlardır. Her kent kendi yapılarını, tapınaklarını diğerlerininkilerden daha görkemli yaptırmak için çaba gösterip devrin büyük ustalarına başvurmaktalardı. Kos kenti Praxiteles’ten Afrodit Tapınağı’na konmak üzerebir yontu talep etmiştir. M.Ö. 350’de Praxiteles biri giyinik, diğeri çıplak olmak üzere Afrodit’in iki ayrı yontusunu hazırlamıştır. İki yontuyu da Kos’lulara sunmuştur. Kos’lular giyinik olanı seçmiş, çıplak olanı Knidos’lulara kalmıştır. Prasiteles’in sanat tarihinde yaptığı ilk çıplak kadın yontusudur. O güne kadar yalnızca erkek yontularının çıplak olması nedeniyle Knidos’taki yontu kısa sürede çok ünlenmiştir. Yontunun
aslı henüz bulunamamış fakat tam 49 kopyası günümüze ulaşmıştır (İnternet 2, 2001)

Efes’teki Afrodit yontusu; Efes’teki aşk evinin girişinde de küçük bir heykeli bulunmaktaydı Afrodit’in. Erkekler eve girmeden önce bu heykelin önünde küçük bir tapınma töreninde bulunurlardı. Afrodit Pandemosu (bütün halkın Afrodit’i) simgelerdi bu heykel. Söylendiğine göre aşk evi ile karşı sıradaki Celcius kitaplığı arasında bir yer altı geçidi bulunmaktadır. Erkekler kitaplığa gitme bahanesiyle eşlerini kandırıp bu geçidi kullanarak aşk evine geçerlermiş.

Roma’daki Afrodit yontusu; Tanrıçanın Roma’da ‘Venüs Barbata’ (sakallı Venüs) diye bilinen bir heykelinden söz edilmektedir. Heykelin üst kısmı yüzü gür saç ve sakallarla kaplı bir erkeği temsil etmekte, alt bölümü ise bir kadın vücudunu göstermektedir. Roma’da bir ara kadınların saçlarının dökülmesine yol açan salgın bir hastalık çıkmış, Romalı hanımefendiler bu hastalıktan kurtulmalarını Venüs’ten dileyerek bu heykeli yaptırmışlardır. Göreme vadisinde bulokunan yunanlı kilisedeki ‘Onouphorios’ın bu heykelden etkilendiği düşünülmektedir. Bu resimde çıplak bir kadın gövdesi üzerine konulmuş saçlı sakallı bir erkek başı bulunmaktadır.

Afrodisias’daki Afrodit yontusu; Romalılar soylarını Aineias yoluyla Troia’ya, dolayısıyla da Anadolu’ya bağlıyorlardı. Bu nedenle Karia bölgesindeki Afrodisias şehrine Roma imparatorları çok önem verirlerdi ve Roma’nın koruyucu tanrıçası Afrodit’ti. Roma’da Afrodit tamamen değişik bir karakterde canlandırılmaktaydı. Serüven peşinde koşan bir tanrıça değil, Anadolu’nun ana tanrıça geleneğini oluşturan zincirin bir halkasıdır Afrodisias’ta. Buradaki heykeller diğerlerinin aksine çıplak değil giyimlidir ve Ana tanrıçaya yakışır bir biçimde ağır başlılık içinde resmedilmiştir. Cuma diye adlandırılan gün ’Venüs günü’ adıyla Latin dillerinde Afrodite ayrılmıştır (Bayladı, 1999: 81-82).

5. Afrodit’in Görevleri

Afrodit erişilmez güzelliği ve dayanılmaz cazibesiyle, yalnız Olympos’ta oturan ölmezlerin gönüllerine hükmetmiyor, insanların da kalbine de hükmediyordu. Hatta Onun hükmü, bütün tabiata geçmekteydi. Bütün tabiat onun buyruğu altındaydı. Kuduran denizler onun tatlı bakışıyla yumuşamakta, esen deli rüzgarlar onun nefesi ile uyuşmakta, korkunç sesler çıkararak feryat eden, ağlayan gök gülmekteydi (Can, 1994: 96).

Yeryüzünde her şeyi o diriltmekte o canlandırmaktaydı. Kurumuş çiçekleri o açmakta, dünyayı o süslemekte, güzelleştirmektedir, ilkbaharın en güzel zamanında, gül mevsiminde onun bütün parlaklığı ve güzelliği ile kendini gösterdiği yerlerde; çiçeklerle dolup taşan bahçelerde, taze koruluklarda Afrodit’in kendini gösterişi kutlanmaktaydı (www.ada.com.tr./mitoloji/aphrodite.html, Erişim Tarihi: 2001). Ayrıca Afrodit evliliklerin vazgeçilmez tanrıçasıydı ve evliliklerde bulunarak evlenmelerine yardımcı olmaktaydı.

5. Güzellik Yarışması

Olympos’lular kavga tanrıçası Eris’ten hiç hoşlanmazlardı. Yaptıkları şölenlere onu çağırmazlardı. Eris de Olympos’luların yaptıklarının cezasını vermek için ant içmiştir. Bir gün Karadeniz’de altın postu aramaya giden geminin kürekçileri Çanakkale’den geçerken onları seyretmek için deniz tanrıçası Tetis memelerine dek denizden çıkmıştır. Kürekçilerden Peleus tanrıçayı görünce etkilenmiştir. Tetis kaçtı ateş olup savrulmuş, aleus alev olup onu kovalamıştır. Tetis ne yaptıysa olmamış, Paleusla evlenmeye karar vermiştir

(Kabaağaçlı, 1983:154). Bütün ölümlüler düğüne çağrılmıştır. Fakat Eris yine düğüne çağrılmamıştır. Eris bunun üzerine eline altın bir elma alarak üzerine ‘en güzel kadına’ yazarak konukların üzerine atmıştır. Bütün tanrıçalar elmaya sahip çıkmış önce ve elenerek üç tanrıça yani Afrodit, Hera ve Pollas Athena kalmıştır ortada (Hamilton, 1997:135). Onun için ‘en güzeli tanrılar tanrısı Zeus seçsin’ denmiştir. Ama Zeus elmayı karısı Hera’ya verse öbür tanrıçalar kıyameti koparacak, elmayı öteki tanrıçalara verse kendi karısıyla başı derde girecekti. Onun için Zeus bu işi başından atarak Kaz dağlarında yaşayan yakışıklı çoban Paris’e bırakmıştır. Elmayı Zeus, en güzeli seçmesi için Paris’e göndermiştir. Üç tanrıça delikanlı çobanın karşısına çıkmış, Tanrıçalar akıllarına geleni çobana vaat etmişlerdir. Athena an, şan vaat etmiş, Hera zenginlik ve kuvvet, Venüs ise dünyanın en güzel kızını vaat etmiştir. Athena ile Hera en güzel elbiselerini giymiş, en zengin mücevherlerini takmışlardı. Oysa güzellik örtü istemezdi. Onun örtüsü güzelliğiydi. Paris’in altın elmayı tutan eli yavaş yavaş kımıldadı ve eli havada geniş bir kavis çevirerek elmayı Venüs’e vermiştir.

Böylece ilk dünya güzellik yarışı mitolojik zamanda, Çanakkale’nin az güneyinde, İda dağında yapılmıştır

(Kabaağaçlı, 1983:155).

6. AFRODİT’İN AŞKLARI

Hephaistos: Afrodit’in güzelliği bütün tanrıları büyülemişti. Fakat onların arasında en çirkini Hephaistos onu karısı olarak almış olmasına rağmen bu aykırı birliktelik mutlu olamazdı. Afrodit eşini aldatmış ve Ares ile birlikteliğinden Harmonia dünyaya gelmiştir. Ares ile birlikteliğini eşi de öğrenmiştir. Bunun yanında Afrodit ölümsüzlere olan tutkusunun yanı sıra pek çok macera da yaşamıştır. Athena hariç; Artemis ve Hestia hepsi onun etkisine girmiştir. Tanrıların tanrısı Zeus bile kendisini onun gücüne bırakmıştır. Zeus’un aklını başından almıştır. Kusursuz ruhunu işgal etmiş ve ölümlü bir kadının avı haline getirmiştir (Anonim, 1983: 28).

Ares: Afrodit Hephaistosla evliydi ama kocasını yakışıklı savaş tanrısı Ares’le aldatıyordu. Hephaistos atölyesine gitmek üzere saraydan çıkar çıkmaz Afrodit sevgilisi Ares’i alıyordu yatağına. Ama günün birinde güneş tanrısı Helios görmüş olan biteni ve Hephaistos’a bildirmiştir. Hephaistos görünmez bir ağ örmüş demirden ve sevgilileri yakalamıştır. Hephaistos bu edepsizliğe tanık olsunlar diye bütün Olympos’luları çağırmıştır. Bütün erkek tanrılar koşa koşa gelmişler güzel Afrodit’i çırılçıplak görmek için. Eğlenceli bir seyirlik olmuş bu bütün tanrılar için ama ne Afrodit’i ne de Ares’i kınamamışlardır. Dahası can bile atmışlardır Ares’in yerinde olmak için. Hele Hermes ‘üç kat ağır zincirlere razıydım, tek yatsaydım tanrıçayla koyun koyuna’ diyordu. Bütün tanrıçalar gelsin görsünler bu gülünçlüğü, razıydı Hermes. Yeter ki yatsında Afrodit’in koynunda.

Hermes: Tanrıçanın ölümsüz sevgililerinden biri de Hermes olmuştur. Hermes Ares gibi aşkını yüzüne gözüne bulaştırmamıştır.  Sevip, sevilmiştir. Bu birliktelik sonunda Hermaphroditos dünyaya gelmiştir

(Bayladı, 1999: 79-80).

Dionysos: Afrodit ayrıca Dionysos ile de ilişkiye girmiş, ilişkisinden Priapos dünyaya gelmiştir.

Ankhises: Afrodit’in ölümlü sevgililerinden biri ve Troia’nın kurucusu Troas’ın soyundan gelen Ankhises’tir.

Afrodit bu yakışıklı prensi İda dağında sürülerini otlatırken görmüş ve vurulmuştur. Tanrıça Frigyalı bir genç kız görünümünde yaklaşmış Ankhises’e. Onu gören Ankhises:

– Selam sana, tanrılar katını bırakıp evime gelen ey kadın! Mutlaka bir tanrıçasın sen. ya da bu dağın zengin kaynaklarında, sık ormanlarında yaşayan bir perisin. Sana bir sunak diktireceğim, bol adaklar adayacağım, yeter ki Troyalıların en ünlüsü yap sen beni, yeter ki bütün halkların sayacağı bir çocuk ver bana.

Kimliğini saklayan Afrodit bir tanrıça değil bir kadın olduğunu ve tanrılar tarafından gönderildiğini söylemiştir. Tanrıça bütün kutsal parlaklığı içinde görünmüştür Ankhises’e. Tanrıça, Ankhises’in korkusu ve şaşkınlığı karşısında merak etmemesini, bu gizi saklamasını bildiği taktirde kendisine bir şey olmayacağını söylemiştir. Ne var ki Ankhises, bu öğüdü tutmamış tanrıçaya sahip olmakla övünmüştür. Buna kızan Zeus bir yıldırımla Ankhises’i kötürüm yapmıştır. Bu birleşmeden, roma kral soyunun atası olacak Aineias doğmuştur ,(Cömert, 1999: 35).

Araç çubuğuna atla